FİLMGÖSTERİ
KİTAPMÜZİK

Sayı: 12

ARA

X E-Kart Gönder

Giriş yap
Kullanıcı adı:
Şifre:
Eğer kayıt yaptırmamışsan, aşağıdaki düğmeyi tıkla.

Denizlerin sakladığı tarih

Türkiye, sualtı arkeolojisi için dünyanın en önemli yeri. Bilimsel kazılar ilk kez bizim sularımızda başladı ve bu bilimin temelleri ülkemizde atıldı.

Yazı ve fotoğraflar: Gökhan Tan

9. yüzyıl Bizans Gemisi
Bozburun yakınlarında keşfedilen 9. yüzyıl Bizans gemisi, Sualtı Arkeoloji Enstitüsü'nün (INA) Türkiye'de kazısını yaptığı önemli batıklardan. Göster
Arkeolojinin, sadece sualtındaki buluntularla ilgilenen bir dalı olduğunu ilk kez Kaş ilçesinin Uluburun mevkiinde yürütülen çalışmalar sayesinde öğrenmiştim. O zamanlar liseöğrencisiydim ve arkeologların, binlerce yıl önce sulara gömülen bir geminin kalıntılarını araştırması, üstelik bu çalışmaların ülkemizde yapılıyor olması beni heyecanlandırmıştı. Zaman içinde, Türkiye'nin sualtı arkeolojisi için dünyanın en önemli merkezi olduğunu öğrendim. Denizcilik tarihi, yaklaşık dört bin yıl önce
Akdeniz'de başlamıştı ve Anadolu, Antikçağ'dan bugüne önemli deniz yollarının buluşma noktasıydı. Anadolu kıyıları araştırılmayı bekleyen binlerce batık gemiyle
doluydu.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi
Arkeologların çıkardığı buluntular, uzun süren araştırma ve koruma çalışmalarından sonra Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde sergileniyor. Göster
Tümü arkeologlar tarafından kazılan ilk antik batık Antalya'nın Fenike ilçesi yakınlarındaki Gelidonya Burnu'nda keşfedilen ve yaklaşık 3 bin 200 yaşındaki Tunç Çağı gemisidir. Bu kazıdan önce dünyada antik batıklar üzerine birtakım çalışmalar mevcuttu. Bu çalışmalar yürütülmekle birlikte, arkeolojik anlamda yetersiz calışmalardı. 1960 yılında başlayan Gelidonya kazısında, tıpkı karadaki arkeolojik kazılar gibi bilimsel teknikler sualtında da uygulandı. Bu tarihten sonra sualtı kazıları arkeologlar tarafından yürütüldü. Türkiye böylece modern sualtı arkeolojisinin doğduğu yer oldu; keşfedilen her bir batığın kazısında yeni yeni teknikler uygulandı. Tüm bu çalışmalar sayesinde geçmiş zamanların kalıntıları bozulmadan su üzerine taşınabildi. Antik gemilerin yapım tekniklerini değerlendirme ve medeniyetlerin, tarihin belli dönemlerinde hangi teknolojiye sahip olduğunu öğrenme şansımız doğdu. Gemi inşasında kullanılan malzemeler, farklı coğrafyalarda eski zamanlarda sahip olunan doğal kaynaklar hakkında bilgi sağladı.

Amforalar
Amforalar çıkarıldıktan ve kum tabakası temizlendikten sonra, Bozburun batığının çok iyi korunmuş ahşap gövdesine ulaşıldı. Göster
Gemilerde taşınan yükler değişik uygarlıkların üretimlerini, ekonomik durumlarını, inançlarını, dillerini ve ilişkide bulundukları diğer uygarlıkları tanımamız için paha biçilmez veriler sundu. Bir sualtı kazısına katılıp, çalışmaları gözlemleme şansını ilk defa Bozburun batığının kazısında elde ettim. Marmaris'in Selimiye köyüne birkaç kilometre mesafedeki Küçüven Burnu'nda keşfedilen Bizans gemisi, merkezi Bodrum'da bulunan Sualtı Arkeoloji Enstitüsü arkeologları tarafından kazılmaktaydı. Bozburunlu sünger avcısı Mehmet Aşkın antik geminin yerini, 1972 yılında enstitünün kurucusu Profesör George Bass'a göstermişti. (Sualtı arkeolojisi, bugün geldiği noktada sünger avcılarına çok şey borçludur.

Dalış paltformu
Bozburun batığı dik kıyının sadece 5 metre açığında bulunmuştu. INA arkeologları, dalışlar için kayaların üzerine üç katlı bir dalış platformu inşa etti. Göster
Araştırma ve sualtını tarama teknolojilerinin bugüne kıyasla daha yetersiz olduğu yıllarda sünger avcıları bilim adamlarına pek çok batığın varlığını bildirmişlerdir.) Antik gemi kalıntıları, sualtında geçen yüzyılların ardından bir gemiye aitmiş gibi gözükmezler. Geminin ahşap kısımları büyük oranda ahşap kurtları tarafından yendiği ve kalan bölümleri de kumun altına gömüldüğü için, onları çoğu zaman üzeri kapanmayan amfora(testiler) ve çapalarına bakarak fark etmek mümkün olur. Bozburun batığı bulunduğu zaman, bir gemi kalıntısından çok; kumlu yamaca serili, 20 metre uzunluğunda ve sekiz metre genişliğinde bir amfora yığınını andırıyormuş. Yığının en üst noktası deniz yüzeyinden 23 metre ve en alt noktası da 36 metre derinlikteymiş. Bu derinlikler, arkeologların çalışabilmesine imkan veren derinlikler olduğu için batığın kazılmasına karar verilmiş.

Dalış çanı
Kazı alanında, dalış çanı adı verilen içi hava dolu bir bölüm var. Arkeologlar, bu çanın altına girip, hava soluma aygıtlarını ağızlarından çıkarıp konuşabiliyorlar. Göster
Bulunan bir batığın kazısına karar verirken başka birtakım kriterler de göz önüne alınıyor. Ön çalışmalar sırasında batık alanından çıkarılan amfora örnekleri, geminin 9. yüzyılda ya da 10. yüzyıl başında battığını göstermişti. Bu, Doğu Akdeniz'de dramatik değişimlerin yaşandığı, Bizans İmparatorluğu'nun Altın Çağı'na girdiği bir dönemdi. Oysa Akdeniz kıyılarında bu döneme ait çok az kazı gerçekleştirilebildiği için bilinen şeyler son derece kısıtlıydı. Bozburun'da yatan gemi; malzemesi, yapım tekniği, kargosu (taşıdığı yük) ve personelin kişisel eşyasıyla ait olduğu dönemin somut bir yansımasıydı. Bu durum arkeologlara o dönemin ekonomisini, teknolojisini, sosyal ilişkilerini ve çevresel koşullarını inceleme fırsatı veriyordu. Daha önce Bodrum Yassıada'da 7. yüzyıl ve Serçe Limanı'nda 11. yüzyıla ait gemilerin kazıları yapılmıştı, ancak aradaki döneme ait bir kazı yoktu.

Anforalar
Sualtı kazılarının temel kuralı, kazı alanının karelere bölünüp her bir buluntunun orijinal konumuyla kaydedilip tek tek etiketlenmesidir. Göster
Denizcilik tarihini bir "yap boz" oyununa benzetirsek, Bozburun batığı aradaki eksik bir parçayı tamamlayan gemiydi. Batığı cazip kılan bir başka etken de geminin iyi korunmuş olmasıydı. Büyük bir bölümü kuma gömülü olduğu için hem taşıdığı yük, hem de gövdesi büyük oranda çürümekten kurtulmuştu. Birçok buluntu, üzeri kum ve çamurla örtüldüğü için geminin battığı günkü yerinde kalmıştı. Mutfaktaki kuş kemiklerinden, amforaların tahta tıpalarına ve geminin ahşap bölümlerinin temeli olan omurgaya kadar hemen tüm organik maddeler de dağılmaktan kurtulmuştu. Yassıada ve Serçe Limanı batıkları, bu çağların gemi yapım tekniklerinde önemli gelişmelere işaret etseler de bu gemilerin iskeletleri yeterli bilgi verecek kadar sağlam kalmamışlardı. Sualtı kazıları, tıpkı kara kazılarında olduğu gibi çoğu zaman geniş bir zaman dilimine yayılır.

Amfora havuzu
Yüzlerce yılı sualtında geçiren amforalar, konservasyon işlemlerinden önce zarar görmemesi için deniz kıyısındaki amfora havuzunda bekletiliyor. Göster
Batığın bulunması ve ön araştırmaların yapılmasından sonraki ilk aşama, deniz kıyısında araştırma ve konaklamaya yönelik altyapının oluşturulmasıdır. Bu hazırlıkların içinde; dalış yapılacak platformların hazırlanması, çıkan malzemelerin saklanacağı yerlerin oluşturulması ve konaklama, yemek gibi ihtiyaçların giderileceği kampın inşası yer alır. Arkeologlar ve öğrenciler, bu aşamada daha çok birer inşaat işçisi gibi çalışıp çukur kazar, çimento karıp ellerinde keserlerle ahşap yontar. Kazı çalışmaları için üs olarak kullanılan kamp, 1995 yılında batık alanına birkaç kilometre mesafedeki Selimiye köyünün kıyısına kuruldu. Batık alanına küçük tekneler kullanılarak ulaşılıyordu. Ancak dalış teknelerinin batık alanına demirlemesi mümkün değildi.

Bodrum Müzesi
Bodrum Müzesi'nde amforaların korunduğu depo. Göster
Çünkü batık, kıyıdaki dik kayalıkların sadece 5 metre açığındaydı ve yüzyıllar önce bu gemiyi dibe yollayan güçlü kuzey rüzgârları, dalışların yapıldığı tekneyi de alabora edebilirdi. Bu nedenle kayalıkların üzerine ahşap bir dalış platformu inşa edildi. Batık üzerindeki çalışmalar aynı yıl, amforaların su altındaki konumlarını gösteren planın çizimiyle başladı. Arkeologlar her sabah, yaklaşık 20 adet dalış tüpünü tekneye yükleyerek alana gidip; dörder kişilik ekipler halinde 20 metreden başlayan derinliklerde 30 ila 40 dakikaya ulaşan ikişer dalış gerçekleştirdi. 1996 yılında kazı hız kazandı. Amforalar çıkarıldıkça batığın durumu daha da belirginleşti. Arkeologlar bu Ortaçağ ticaret gemisinin üzerini bin yılı aşkın süredir kaplayan kum ve çamuru temizlediler.

Harita
Bozburun batığının ve kazı için kurulan kamp alanının bulunduğu yeri gösteren harita. Göster
Her dalış sonunda, su altındaki orijinal konumunu kaydettikleri buluntuları, balonlar ve plastik kasalar yardımıyla yukarıya taşıdılar. Su yüzeyine çıkarılan amforalar, çanak çömlek parçaları, demir, bakır, ahşap, kemik ve camlar kamptaki konservasyon, yani koruma laboratuvarına götürüldü. Buraya gelen her bir buluntu temizlendi, fotoğrafları çekilerek kataloglandı ve analiz edildi. Kazı sonunda hepsi Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'ne taşındı. Kazıların bitimiyle birlikte arkologları daha zahmetli ve zor bir iş beklemektedir. Çıkarılan buluntuların incelenmesi ve batıklar hakkında daha kesin bilgilere ulaşılması çoğu zaman yılları almaktadır. Sualtı kazılarını gerçekleştirmek kadar, kazı sonrasındaki çalışmalar vebuluntuların sergilenmesi de önemli. Türkiye'de kazısı yapılan batıkların ve eserlerin sergilendiği Bodrum Müzesi, sualtı arkeolojisi konusunda dünyanın en önemli müzesidir.

Uluburun batığı
Uluburun batığı
Kaş Uluburun'da bulunan ve kazısı tam on yıl süren yaklaşık 3.300 yaşındaki batık, bilim adamları tarafından geçen yüzyılın en önemli keşiflerinden biri olarak kabul ediliyor. Uluburun batığı, Prof. Dr. George Bass ve Cemal Pulak başkanlığında kazılmıştı. Dünyanın bugüne kadar ulaşılabilen en eski batığı olan Uluburun'da eşsiz buluntular ele geçirilmiş, ancak geminin ahşapları geçen bin yıllar içinde neredeyse tamamen çürümüştü. Batıktan elde edilen bilgilerle, geminin orijinal boyutunda bir maketi yapıldı ve Bodrum Müzesi'nde 2000 yılında diğer buluntularla birlikte sergilenerek ziyarete açıldı.



Görüşünü Bildir

Not Ver

Arkadaşına gönder
©
Bu site, Doğan Burda Rizzoli Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.