FİLMGÖSTERİ
KİTAPMÜZİK

Sayı: 12

ARA

X E-Kart Gönder

Giriş yap
Kullanıcı adı:
Şifre:
Eğer kayıt yaptırmamışsan, aşağıdaki düğmeyi tıkla.
Macera

Rüzgârla yarışmak

Bizim ülkemizde, diğer ülkelere göre pek de bisiklete bindiğimiz söylenemez. Ama bisikleti bizim kadar seven ve bu sevgiyi sürekli yaşatan başka bir millet de var mıdır bilinmez.


Yazı: Serdar Akgün / Fotoğraf: Hüseyin Ürkmez - Özcan Yüksek

Göster
Bisiklet yolculuğumuz, daha küçük bir çocukken üç tekerlekli demir bisikletlerle başlar. Bir bisikletimiz olmasa bile, hemen bize en yakın bir fotoğraf stüdyosuna gider ve bisikletle fotoğraf çektiririz. Sonra da onu aile albümünün en güzel yanına iliştirir, "eskiden, çocukken hep böyle bir bisikletim olsun isterdim" diyerek arkadaşlarımıza çocukluğumuzu anlatmaya başlarız.
Bizim bulamadığımız o kocaman üç tekerlekli bisikletleri, bu fotoğraf stüdyoları nasıl buluyorlardı dersiniz. Ülkemizde demir tekerlekli bisikletleri ilk getiren fotoğrafçılar Abdullah biraderler ve Febus gibi dönemin meşhur fotoğrafçılarıdır. Hatta Febus'un bisikleti de, stüdyosundaki atı da dillere destan olmuştur. Bu stüdyolara konan oyuncakların birçoğunu Paris'ten getiriyorlardı. İşte her şey böylece başladı. 1850 yılından günümüze bisiklet merakımız hiç bitmeden çoğalıp geldi. Üç tekerlekli bu velespit adını verdiğimiz makine bugün renk renk, marka marka hazırlanıp emrimize sunuluyor. Vitesli, aerodinamik, bin çeşit sepetli, birbirinden farklı tekerlekleriyle bisikletlere binmek büyük bir keyif ve eğlence haline geldi. Peki, üç tekerlekli demir bisikletten iki tekerlekli her çeşit bisiklete kadar çoğalan bisikletlerle bir hayat tarzı kurabildik mi?

Göster

Bunun pek de mümkün olmadığını üzülerek söyleyebiliriz. Bisiklet, o günden bu güne kadar hayatımızda bizi eğlendiren ve işlerimizi kolaylaştıran bir araç olarak her zaman hayatımızda yer aldı. Onunla yarışmalar düzenleyip, uzak yollara geziler yaptık, postacılardan avcılara kadar birçok hizmette yararlandık... Bunların hepsi de bir yere kadar gerçekleşti ve sona erdi. Bugün büyük şehirlerde, İstanbul'da, İzmir'de, Ankara'da, Adana'da, Mardin'de, Antalya'da, Mersin'de ve daha birçok şehrimizde bisiklet kullanan ve bunu en güzel şekilde yapan insanlar var. Ama, doğru dürüst bisiklet yolları, bisiklet parkları, bisiklet tamiri yapan yerler, bisiklet arkadaşlıkları kurulabilmiş değil. Yani bisiklet konusunda internet sitelerinde yapılan sayfalar, mahalle aralarında birlikte yolculuklar yapanlar ve kulüp oluşturanlar bulmamız bile mümkün ama bunun birer hobi veya birer faaliyet olmaktan öte bir amaçları hiçbir zaman olmamıştır. İşte onun içindir ki, Tanzimat'tan bugüne kadar bisiklet bizim için iyi bir oyuncak ve hayatımızı renklendiren bir araç olmaktan öteye gidememiştir. En kısa yolculukları bile minibüsle yapan ve bisiklet yolculuklarını yaya kaldırımlarında sürdüren bir ülkede bisikletin hayatımızda yer alması pek de mümkün görünmüyor. Yine de yaz günlerinin hızla bizlere doğru geldiği şu günlerde bisikletlerimizi yeniden gözden geçirelim ve yeni yolculuklara hazırlayalım.

Bisiklet parkı istiyoruz

Özellikle büyük şehirlerde bisiklet kullanıcıları çok sayıda engel ve sıkıntılarla karşı karşıya kalıyorlar. Çünkü, belirli alanlar dışında herhangi bir yerde bisiklet yolu ya da bisiklet parkı bulmak neredeyse mucizedir. Biraz geç de olsa, son yıllarda büyük kentlerimizde bisikletliler için en sağ şeritte ayrı bir yol açılıyor. Yine de bunun tam anlamıyla bir çözüm sağlamadığını ve bisiklet kullanan yayaların kaldırımlardan gitmek için bile yol bulamadıklarını görüyoruz.

Göster

Aslında bütün sorun bunlarla da sınırlı kalmıyor: Şehir içi ulaşımında bisiklet kullananlar, bisikletlerini bırakabilecekleri güvenli bir yer bulamıyor. Metro, otobüs, vapur gibi toplu taşıma araçlarıyla uzak mesafelere giden bisiklet kullanıcıları özellikle bu toplu taşıma merkezi istasyonları civarında bisiklet parkı bulamamaktan şikayetçi.
Zira bisikletleri rastgele bir direğe bağlamak çare olarak görülmüyor. Çünkü bisiklet gün boyunca, yoldan geçen yayaların, kaldırıma parketmeye kararlı otomobil ve kamyon sürücülerinin şiddetiyle karşı karşıya kalıyor. Hırsızlık olayları ise küçümsenemeyecek kadar çok gerçekleşiyor... Büyük kentlerde ne yapıp edip bisiklet kullanıcıları için bisiklet parkları yapmanın yollarını bulmalıyız. Ne dersiniz?

Bisikleti çocuklara sevdiren fotoğrafçı: Phébus (Febus)

Göster
Yusuf Çağlar Arşivi
Febus, Beyoğlu'nda 1800'lerin sonunda var olan bir fotoğraf stüdyosudur. Bu fotoğrafhanenin sahibi Bogos Tarkul, 1890 yılında Paris'ten, büyük bir alçıdan yapılmış binek atı getirtiyor. Bu oyuncak atla da sınırlı kalmıyor. Bisikletler, çemberler, at arabaları ve daha akla gelebilecek birçok oyuncak, fotoğraf çektirmek isteyen çocukların hizmetine sunuluyor. Böylece aileler çocukların fotoğrafını daha bir keyif ve ilgiyle çektirmeye başlıyorlar.
İşte bu fotoğraf da o zaman Febus'un stüdyosunda çekilmiş fotoğraflardan yalnızca bir tanesi.
Ve üç tekerlekli bisikletin ihtişamı ve büyüklüğü ise gerçekten göz kamaştırıyor. Şimdi hangimiz böyle bir bisikletle çekilmiş bir çocukluk fotoğrafımız olmasını istemez ki!

Bisikletle dünyayı gezen yolcu: Hülya Koç

Hülya Koç, ülkemizde uzak ülkelere uzun bisiklet yolculukları yapmasıyla bilinen bir isim. Koç'un, bu zor ve macera dolu yolculuklara başlama fikri de hayli ilginç: "1990 yılıymış. Bir kurye şirketinde çalışmış bisikletiyle. Cebinde kocaman telsizi, başlamış mektupları ve paketleri oradan oraya getirip götürmeye... On gün sürmüş bu kuryelik macerası... Sonra, bisikletiyle ilk uzun seyahatine çıkmış. İstanbul'dan Ege kıyılarına, oradan da Akdeniz'e... Ya sonra? Sonra 1995’te ver elini Amerika. Güney Amerika'nın kuzeyinden Venezuela'dan başlayan yolculuğu, Kolombiya, Ekvador, Peru, Bolivya ve Şili boyunca devam etmiş. Yüksek And dağlarını, Takama çölünü geçmiş. En güneyde, Patagonya'da bitmiş yolculuğu. On bir ay süren bu yolculuğunda tam on bin km. mesafe katetmiş. (Hülya Koç bu yolculuğunu ve bu yolculuktaki izlenimlerini "Bigamekibasuyake" isimli bir kitapta topladı. Kitabın isminin Türkçesi de şu: Rüzgar it beni) Hülya Koç, ikinci yolculuğunu iki sene sonra, 1997'de yapmış. Afrika kıtasının en güneyinden Güney Afrika Cumhuriyeti'nin başkenti Cape Town'dan başlayan seyahati, Mısır’ın başkenti Kahire 'de bitmiş. Yol boyunca, Mozambik, Zimbabve, Malavi, Tanzanya, Kenya, Etiyopya ve Sudan gibi ülkelerden geçmiş. Mavi Nil'in kaynağından ve hayvan parklarının içinden..."

Ülkemize gelen ilk bisikletli adam: Mösyö Tomas

Eskiden bisiklet kullanabilmek için ehliyet almak gerekiyormuş. İnanmayan okurlarımız için şimdi 1964 yılında Çanakkale'de trafiğe çıkmış Carica marka bir bisiklet ehliyeti. Göster
Tomas bir Amerikalı. 31 Ağustos 1885 tarihinde bisikletiyle İstanbul'a geliyor ve zamanın gazetelerinden Tarik, Tomas'ın velespid'iyle İstanbul'a geldiğini bakın okurlarına nasıl duyuruyor: "Mösyö Tomas Stefans isminde bir Amerikalı, velespid ile önce İstanbul'a gelmiş, buradan da İzmit'e geçmiştir. İzmit'ten beş günlük bir yolculuktan sonra Ankara'ya ulaşan Stefans'ı, şehirde Vali Paşa Hazretleri, memurlar ve bini aşkın Ankaralı yollara çıkarak seyretmişlerdir." Haberin devamında ise, Stefans'ın Ankaralılarla vedalaşarak Yozgat'a doğru hareket ettiği bildiriliyor. Yine dönemin dergi ve gazetelerine bakıldığında bisikletin 1890-1895 yılları arasında özellikle İstanbul'da daha yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandığını söyleyebiliriz.

Bisiklet tutkunlarına

  • Kısa mesafelerde mutlaka bisiklet kullanmalıyız.
  • Bisiklet yolları ve bisiklet parkları için okullarda, belediyelerde ve valiliklerde ulaşabildiğimiz yerlere kadar ulaşmalı ve bunun mücadelesini vermeliyiz.
  • Mümkün olduğu kadar bisikletimizin tamiratını da kendimiz yapmalıyız. Bunun için yerli-yabancı bisiklet tamir-bakım kitapları işimize yarayacaktır.
  • Bisikletlerimizi dilediğimizce ve istediğimiz kadar süsleyebilir ve böylece onların aynı zamanda bir eğlence aracı olduğunu herkese hatırlatabiliriz.
  • Fotoğraf albümlerimize koymak için, bir bisikletli fotoğraf çektirmeyi unutmamalıyız.
  • Bisiklet yolculuklarında başlayan arakadaşlıkların uzun ve keyifli olması için çalışmalıyız.
  • Ne yapıp etmeli bir de apartmanlarda bisikletleri koymak için yeni yerler tasarlanmasına çalışmalıyız.
  • Farlarımızın geceleri açık olmasına (plakamızın temiz ve okunaklı bulunmasına ve kullanma ruhsatnamemizin de her zaman yanımızda olmasına) özen göstermeyiliz.

    İnternette bisiklet


    YEŞİL BİSİKLET
    İşte bisiklet kullanıcılarının mutlaka en az bir kerecik de olsa ziyaret etmeleri gereken bir site. Site, bisiklet bakım ve onarımı, dağ bisikletinin püf noktaları, yarışlarda ve bisiklet kullanımında dikkat edilecek hususları en azından bilgi düzeyinde ziyaretcilerine aktarmaya çalışıyor.
    BİSİKLET DÜNYASI
    Bu adres sayesinde Bisiklet Sevenler Derneği’nin resmi sitesinden bisiklet haberlerine ulaşma imkanı bulabiliyorsunuz. Bu da bize, eğer etkinlik meraklısı bir bisiklet kullanıcısı isek bisikletle yapılan etkinlikleri kaçırmama fırsatı sağlıyor.
    www.ada.com/bisiklet
    İşte bir bisiklet uzmanının hazırladığı ilginç bir site. Ve belki de bu adres "faideli bisiklet bilgileri" edinmenin en kısa yolu... Ne dersiniz, bir göz atıp çıkalım mı?



  • Görüşünü Bildir

    Not Ver

    Arkadaşına gönder
    ©
    Bu site, Doğan Burda Rizzoli Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.