FİLMGÖSTERİ
KİTAPMÜZİK

Sayı: 12

ARA

X E-Kart Gönder

Giriş yap
Kullanıcı adı:
Şifre:
Eğer kayıt yaptırmamışsan, aşağıdaki düğmeyi tıkla.

Sibirya'da yaşayan geyik çobanları: Evenler

Ben ne yaptım, diye düşünüyordum. Birinci Dünya Savaşı'ndan kalma çift kanatlı Antonov 2'nin kargo bölümünde. Sibirya'nın bu dağlık bölgesine ayda yılda bir kez uçan posta uçaklarından birinde yer bulabilmiştim.

Yazı ve fotoğraflar: Sinan Anadol
Fotoğraf sergisi: Evenler

Geyik kızaklarıyla yolculuk. Evenler kızaklarını iki geyiğe çektiriyorlar. Yolculuk sırasında ise dört ya da beş kızağı birbirine bağlıyorlar. En sona da yedek iki geyik takıyorlar Göster
Yola çıkmadan önce, başkent Yakutsk ile bağlarını Antonov tipi uçaklarla kurabilen geyik çobanlarına, kısa dalga radyo vericisiyle haber ulaştırmıştık: "Uçağı karşılayın. Bu seferki yük biraz mektup, biraz konserve bir de Türk. Yolunu mu şaşırmış biz anlayamadık. Gezmek istiyormuş. Yabancıdır, ilgileniverirsiniz işte..." Akşama doğru uçağın ineceği bir gölde beni bekleyecekti Yura adındaki çoban. Bir bilinmeze doğru yol alıyordum işte.

Rüzgarla dans

Evenlerin ilkbahar bayramları, geleneksel giysilerin ve halk oyunlarının sergilendiği bir şölen gibi. Seben Göl köyündeki kutlamalarda da öğrencileri geleneksel giysileriyle. Göster
Ben ne yapıyordum. Kanatları dahi bezle kaplıydı bu uçağın. Motorun sıcaklığını içeri veren fan bozuk olduğundan pilotun gösterdiği battaniyeye sıkı sıkıya sarılmış rüzgarla uçağın dansına bırakmıştım kendimi. Öyle ya, alttan esen hafif bir rüzgar uçağı hızla yükseltiyor, yandan esen ise öbür tarafa döndürüyordu. Havayı kendi isteğine göre keserek giden jet motorlar gibi değildi bu pervaneli motorlar. Adeta sörf yapar gibi, doğanın gücüne kendini teslim etmiş, o gücü yumuşak bir şekilde kullanıyor gibiydi. Bu düşünceler, nereye gittiğimi bilmemenin kaygısını bastırdı önce. Sonra bu uçakların ben binmeden, hatta ben doğmadan önce de bu dağlarda rüzgarla dans ettiği gerçeği geldi aklıma. Kaygılarım boşunaydı. Bu değiştiremeyeceğim duruma kendimi bıraktığım zaman, rüzgarın uçağı nazikçe sarmaladığını fark ettim. O güçlü doğanın misafirlerini hoş tutmaya çalışan bir ev sahibi gibi pilotlara eşlik ettiğini anladım. Ufukta kızıla dönen güneş pencereden süzülerek yüzümü ısıttı aniden. Artık yolculuğumun beni nereye götürürse götürsün, doğru başladığını biliyordum.

Buzla kaplı göle iniş

Sibirya'nın bu bölgelerinde ulaşım sadece uçaklarla yapılıyor. Yazın bataklığa dönüşen tundra, kışın buz kesiyor. Bir gölün ya da bir nehrin donmuş yüzeyi pistlere dönüşüyor. Göster
Buzla kaplı göle yumuşak bir iniş yaptı uçağımız. Gölün hemen kıyısındaki çoban barınağına Yura ile birlikte eşyalarımı taşırken, pilotlar da motorun gece donmaması için etrafını kalın bezlerle koruma altına alıyorlardı. O gece kütük evin kalın sedir ağaçlarla ısıtılan tek odasında, dağ koyunu ile hazırlanan yemeğimizi yedik. Ben erkenden tulumumun içinde uykuya daldım. Pilotlar ve barınakta kalan çobanlar ise, hararetli bir tavla turnuvasına başlamışlardı bile. Bizim Türkiye'de oynadığımız değil de Rusya'daki kurallarla oynanıyordu tavla. Ertesi sabah depolarını yakıtla doldurup kahvaltıdan hemen sonra yola çıktı pilotlar. Daha kargo ve mektup bırakacakları birkaç bölge daha vardı. Yura, kütük evin arkasında bekleyen geyikleri kızaklara bağlamaya başladı. Benim yardım teklifimi nazikçe savuşturdu ve verdiği çoban elbiselerini giymemi istedi.

Eksi otuz derecede yolculuk

Geyik çobanları ava hazırlanıyor. Tüfekle avın dışında, geleneksel yöntemlerle de tuzaklar kuruyor Evenler. Göster
Geyik kızaklarıyla yapacağımız uzun yolculuk için doğru giysilerdi bunlar. İki kat battaniyeden yapılmış pantolonu giydim önce. Ardından, porsuktan yelek ve eldivenleri, geyik derisinden paltoyu, en son da, içi keçe çorapla kalınlaştırılmış çift kat geyik çizmelerini giydim. Artık eksi otuz derecede hiç şümüyordum. İki geyiğin arkasına bir kızak taktı Yura. Sonra iki geyik bir kızak, iki geyik bir kızak şeklinde beş kızaklık bir karavan oluşturdu. En öndeki kızağa kendi oturdu; arkasındakine de ben. Diğer kızaklara eşyalarımız yüklendi. En sona da yorulanların yerini almaları için fazladan iki geyik ekledi rehberim. Artık yola çıkma zamanı gelmişti. Tekrar içeri girip kuvvetli bir yemek yedik.

Bahar bayramı kutlamaları köy meydanına kadar süren bir geçit töreniyle başlıyor. Bu geçite köyden isteyen her aile katılabiliyor. Göster
Öyle ya, yedi saat kadar ormanda yol alacaktık. İlk iki saat oldukça uzun geçti benim için. Daha nasıl oturmamın doğru olacağını düşünürken kızağın üstünde, hem de oturduğum yerde bir takla atarak düştüm. Hemen başımı ellerimle kapatıp korunmaya çalıştım. Gözümün ucuyla da olanları takip ediyordum. Arkamdan gelen ilk iki geyik bana basmadan geçtiler. Hareketlerinden adeta parmaklarının ucuna basarak dikkatlice koştuklarını düşündüm. Sırada kızak vardı. O da hafifçe üstümden aktı geçti. Bir sonraki geyikler de bana zarar vermeden geçip gidince kıpırdamaya karar verdim ve olanca gücümle bağırdım:..heeeey Yuuraaa...Ben kızağa, geyikler de bu dengesiz yabancıya alışıncaya kadar yolu yarılamıştık bile. Yura kızağın sağ tarafına oturmuş, bir bacağını kızağın üstüne atmış, diğer bacağını dışarda bırakmıştı. Bir süre onun gibi oturmayı denedim. Sonra belim ağrıdı. Şehirli gibi düşünüp hemen alternatifler üretmeye başladım. Düz oturdum bir süre. Bir süre iki bacağımı da kızağın yanlarından sarkıttım. Bir süre diz üstünde gitmeyi denedim. Yaklaşık üçüncü gün, geyik kızağında en doğru ve en ergonomik oturuş şeklini bulmuştum: Ben de Yura gibi oturuyordum. Sabahları yola koyuluyor, akşamları başka bir çoban barınağına varıyorduk. Bu insan yaşamayan dağlarda sadece ve sadece yaban hayvanları barınabiliyordu. Yura kış uykusundan yeni uyanan ayıların aç ve huysuz olacağından korkuyordu. Ayıların dışında da bize saldırmak isteyecek hayvan yoktu yolumuzun üstünde. Geçtiğimiz dağların sırtlarında belirli belirsiz gözüken yaban koyunları bizi seyrediyordu.

Beyaz çöl

1990'da etnik toplulukları konu alan bir kongre toplandı. Azınlık olarak yaşayan halkların taleplerinden biri de anadillerinde eğitimdi. Göster
Benim güneş gözlüğüm yoktu. Son birkaç günden beri sadece beyaz görmekten gözlerim yorulmuştu. Kızağın üstünde gözlerimi iyice kısarak etrafımı seyrediyordum. Kar tepecikleri beyazdı, oysa kısılan gözlerimin arasından, belki de güneşin de yardımıyla sarı renkte görünüyordu. Vücudum iyi korunuyordu ama yüzüm soğuktan yanmaya başlamıştı. O anda kutba yakın olmama rağmen kendimi bir çölde hissettim. Sanki kar tepeleri, sarı kum tepelerine, soğuk ise sıcağa dönmüştü. Kutuptan çöle, bir uçtan bir uca gittim aynı anda ve zaman durdu. Neredeydim? Gezegenin kutbundaydım. Ama aynı zamanda çölündeydim de. Şimdi gezegenin kendisiydim. "İşte kendimi keşfettiğim bir an yaşıyorum" dedim içimden. Arkamdan beni seyreden geyiklerle göz göze geldik. Onlara teşekkür ettim: Kalbimden ve sessizce.


Fotoğraf sergisi: Evenler



Görüşünü Bildir

Not Ver

Arkadaşına gönder
©
Bu site, Doğan Burda Rizzoli Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.