FİLMGÖSTERİ
KİTAPMÜZİK

Sayı: 12

ARA

X E-Kart Gönder

Giriş yap
Kullanıcı adı:
Şifre:
Eğer kayıt yaptırmamışsan, aşağıdaki düğmeyi tıkla.

Büyülü dünyaya yolculuk

Geçmişle bugünün, hayalle gerçeğin birbirine karıştığı bir ülke Tunus. Ortaçağ'dan kalma, surlarla çevrili labirent kentler, toprağa oyulmuş köyler, çölde unutulmuş Bedeviler; Deve kervanlarının, saray arabalarının, masal yaratıklarının, dev kuklaların geçit yaptığı bir şölen. Ve Binbir Gece Masalları'nın büyülü dünyasına yolculuk...


Yazı: Kemal Tayfur

Fotoğraflar: Özcan Yüksek

Tunus
Tozur, Büyük Sahra Çölü'nün kıyısındaki vahaya kurulmuş bir kent. Burada yaz boyunca şenlikler düzenleniyor. Göster
Uçak yere konduğunda, tekerleklerin gıcırtısını bile bastıran alkışlarla birlikte sevinç çığlıkları yükseldi. Piloton başarılı inişini bu şekilde ödüllendiriyordu yolcular. Bu törensel davranış bir mucizeler diyarına ayak bastığımızı haber veriyordu. İlk adım, ilk bakış, ilk karşılaşma her zaman önemlidir. Ya sıcak bir duygu sarar bedeninizi ya da soğuk bir ürperti kaplar içinizi.
Farklılıklar, tuhaflıklar, alışık olmadığınız davranışlar bir ferahlık olarak yansır size. Işıklı panolar ve tabelalardan yansıyan tanıdık olduğu kadar da yabancı harfler, Arap alfabesinin o canlı resimleri sıcak bir atmosfer yaratır. Yeni bir kente, yeni bir ülkeye ve yeni bir dile ayak basmanın baş döndürücü hafifliği yayılır bedeninize.

Bedeviler
Büyük Sahra Çölü'nün çok az bir kısmı Tunus topraklarında yer alıyor. Göster
Kaldı ki bizim hayal dünyamızda hep ayrıcalıklı bir yeri olmuştu Tunus'un. Tüm Kuzey Afrika'yı Türk egemenliğine sokan, Akdeniz'i bir "Osmanlı gölü" haline getiren o büyük mücadele burada mayalanmıştı. Bizim çocukluğumuzun büyüleyici kahramanları kızıl sakallı Barbaros'un, Turgut Reis'in gemileri, kadırgaları bu ülkenin kıyılarında demirlemişti.
İşte burada, Akdeniz'in oluşturduğu bu engin düzlükte, bizim geçmişimizin bir parçası olarak ve bize dün gibi yakın öylece duruyor Tunus.

Dümdüz bir ülke

Özellikle kırsal yörelerde, televizyon sadece çocukların değil, yetişkinlerin de en büyük eğlence kaynağı. Göster
İki kıyılı bir ülkedir Tunus. Bir kıyısı Fransa ve İtalya'ya bakıyor. Bir kıyısı güneşin doğumunu gözlüyor. Kuzeydeki dağlık bölge ve Sahra Atlaslar'ının devamı olarak ülkenin içlerine uzanan sıradağların dışında tüm ülke adeta dümdüzdür. Ülkenin en yüksek doruğu 1544 metre ile II. Dünya Savaşı'nın en çetin çatışmalarına tanık olan Cebel Şambi'dir. Orta kesimde batıdan doğuya doğru uzanan bozkırlar, güneyde iyice alçalır. Bu bölge "Şot" denen tuz gölü çöküntüleriyle kaplıdır ve bu göllerin en büyüğü de Şot el Cerid'dir. Tunus'un çölü de buradan başlar ve bir taraftan Cezayir, bir taraftan Libya içlerine dalan Büyük Sahra'ya karışır. Bu coğrafya içinde 9 milyona yakın insan yaşar.

Labirentler kenti

çölde tuvalet
Çölün ortasından geçen yolun kenarına yapılmış derme çatma bir tuvalet. Göster
İlk durağımız, ülkeye adını veren başkentti. İç içe iki kentten oluşuyordu başkent Tunus. Biri geniş bulvarları ve görkemli yapıları ile modern kent, diğeri de surlarla çevrili ve labirenti andıran daracık sokakları ile eski kent. Tunusluların "Medine" dediği bu eski kent, birbirinin içine geçmiş yapılarıyla tam bir Ortaçağ kentini andırıyordu. Ülkede hemen hemen her kentte, etrafı surlarla çevrili bu eski labirent kentler inanılmaz bir şekilde korunmuş olarak çıktı karşımıza. Tunus Medine'si diğerlerine göre bir hayli yıpranmıştı ama özellikle gündüzleri müthiş bir hareketlilik yaşanıyordu. Ticaret hayatının candamarı olan ve "Suk" denilen çarşı buradaydı. Mesleklerine göre baharatçılar, kumaşçılar, kunduracılar, oyuncakçılar ve diğerlerinin sıralandığı sokaklarda satıcıların sesleri, Arap ezgilerine karışıyordu. Bir mucizeyle karşı karşıya olduğumuzu anladık. Sanki bir zaman makinesiyle yüzlerce yıl öncesinin kentine girmiştik.
Surların ardında, bir eski zaman kenti...

Her yer mavi ve beyaz

Tozur'daki panayırın en ilgi çeken figürleri dev kuklalardı. Osmanlı dönemi giysilerini kuşanmış kuklalar, izleyenleri geçmiş zaman boyutuna götürdü. Göster
Bana sorarsanız başkentin en çarpıcı güzellikleri, Akdeniz'i bir tepeden seyreden Sidi Bou Said semtinde salınıyor. Bir sanatçının esin dünyasını baştan çıkaracak her şey var bu semtte.
Evlerden yansıyan keskin ve yaygın beyazlık semte söylencesel, büyü dolu bir hava yüklüyor. Her yerde beyaz ve mavi... Bu iki rengin seyrine doyum olmaz raksı yansıyor binalarda. İşte ikinci durağımız Tozur. Hasretle görmek istediğimiz çölün, çöldeki serabın, soğuk sular ve hurma ağaçlarının hayat verdiği vahaların kapısı. Biz oradayken sözün anlatamayacağı bir şenlik yaşanıyordu. Tunus'a özgü ne varsa oradaydı. Berberi savaşçılar atlarının üzerinde çevreye korku salarak geçiyor. Derken ağzından alev püsküren bir adam, onun ardından yılan ve kertenkeleleriyle acaip bir oyun oyanayan başka biri. Deve kervanları, saray arabaları, masal yaratıkları, dev kuklalar ve daha bin bir çeşit gösteri. Şölen sona erdiğinde bir rüyadan uyanmış gibiydik. Ama o gün Binbir Gece Masalları Parkı'nda bir başka rüyaya daldık. Tunusluların her gece adeta akın ettiği bu park, çocukluğumuzun masal dünyasını bütün görkemi ve çekiciliğiyle karşımıza çıkardı. Kubbeli bir saray kapısında görevlilerin çaprazlama tuttuğu mızrakların altından geçip bir dehlize aldığımız anda, Binbir Gece Masalları'nın korkunç canavarlarıyla karşılaştık. Mükemmel bir ışık ve efekt sistemiyle korku ve ürpertinin hakim kılındığı bir ortamda bulduk kendimizi. Sinbad'ın maceralarına tanık olduk, masal dünyasının abartılı yaratıklarıyla tanıştık. Uçurumlardan geçtik, dallarında altından kocaman narlar sarkan büyülü ağaca ulaştık.



Görüşünü Bildir

Not Ver

Arkadaşına gönder
©
Bu site, Doğan Burda Rizzoli Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.