FİLMGÖSTERİ
KİTAPMÜZİK

Sayı: 12

ARA

X E-Kart Gönder

Giriş yap
Kullanıcı adı:
Şifre:
Eğer kayıt yaptırmamışsan, aşağıdaki düğmeyi tıkla.

Mağaradan-Metropole: Dünyanın en büyük 10 kenti

Kentlerin dünyada boy göstermesiyle yaşam biçimleri kökünden değişti.Uygarlık buralarda gelişti, yeni sosyal ilişkiler doğdu. Günümüzde dünyaya milyonlarca insan barındıran dev metropoller yön veriyor.Kentler belki bir sorun yumağı, belki insanın en büyük başarısı. Ama hem keşmekeşi bol, hem de coşkusu.


Yazı: Türker Erşen

Fotoğraflar: Özcan Yüksek-Güneş Kocatepe-Fatih Pınar-İzzet Keribar-Şebnem Eraş

Göster
Kalabalık içindeyken sanki öyle değilmişiz gibi davranırız. Asansördeyken kimsenin yüzüne bakmayız örneğin, gözümüzü tavana ya da boş bir noktaya diker, ineceğimiz kata gelmeyi bekleriz. Otobüste yanımızda konuşulanları duymuyormuş gibi yaparız, "ne dedin, ne dedin" diye sohbete dalmayız. Bu türden bir özel hayat anlayışı ya da "uygar duyarsızlık" insanoğlunun yaşamına kentlerle birlikte girmiştir. İyidir kötüdür ayrı konu, ama kent böyledir. Kentte yaşamak, alışkanlıklarımızı, tutumlarımızı, tüm yaşantımızı belirler. Binalar ve yollar yığını değildir kent, yaşamı hem şekillendiren hem de ona göre şekil alan canlı bir ortamdır. Bazıları onun cefasından bunalır, sık sık "kaçacağım buralardan" der. Ama yine de kimse kolay kolay onun sefasından vazgeçemez.

Kent niçin var?

İstanbul
İstanbul'un nüfusu 2000 yılındaki sayıma göre 10 milyonu biraz geçti. Dördüncü Levent, 1950'lerden itibaren hızla büyüyen kentin yeni yüzlerinden birini sergiliyor. Göster
Kentler, insanın dünya üzerindeki serüveninde epey küçük bir zaman dilimini kapsıyor aslında. İnsanların tarım yapmaya başlaması, yerleşik hayata geçmesine, evler kurup daha büyük topluluklar oluşturmasına yol açtı. Tarlalarda hayvanların ve daha gelişmiş aletlerin kullanılmasıyla da kentlerin temeli atıldı. Çünkü ürünün bollaşması insanların başka işlerle de uğraşmasına, tarladan kopup kentler kurmasına olanak tanıdı. İlk kentlerin bereketli, iklimi tarıma uygun coğrafyalarda, örneğin Fırat ve Dicle'nin suladığı Mezopotamya'da kurulması işte bu yüzdendi. O zamanlar asansör ve otobüs yoktu ve insanların ilk kentlerde işleri bize göre daha kolaydı muhtemelen. Ama yeni bir kültür biçimi doğmuştu artık. Toplumda işbölümü oluşmuş, yeni sosyal ilişkiler kurulmuştu. Yazı, mimarlık, matematik, sanat ve bilim kentlerde gelişti. İnsanoğlu uygarlık yolunda en büyük sıçramasını kentte yaşamaya başladıktan sonra yaptı. Tarım ve ticaret yüzyıllar boyunca kenti ayakta tutan ana ekonomik etkinlikler oldular. Ama bu kez Fırat Nehri'nin sıcak sularının çok uzağında, puslu gökler altında yapılan keşifler hem uygarlığı, hem de kentleri kökünden değiştirdi

Sanayinin kentleri

New York
New York, dünyada nüfusu 10 milyonu geçen tarihteki ilk kent olmuştu. Artık en büyük kent o değil ama hâlâ en ünlüsü. Göster
İngiltere'de 18. yüzyılın sonunda başlayan sanayileşme, 19. yüzyılda tüm Batı dünyasına yayıldı. Peşpeşe kurulan fabrikalar, dünyanın eskisi gibi olmayacağını ilan ediyordu artık. Kentler bu dönemde sanayinin merkezi olarak sivrildiler. Bu yeni üretim biçimi çok sayıda çalışana ihtiyaç duyuyordu. İş arayan köylüler de kentlere akın etmeye, fabrikalarda çalışmaya başladı. Örneğin Londra'nın 1800 yılında 1 milyon olan nüfusu 1900 yılında 7 milyonu aştı.
Sanayileşme dünyanın diğer bölgelerini de sardıkça benzer hareketler görüldü. Kentlerin refah üreten merkezler olarak cazibesi arttı, çekim odakları oldular ve hızla büyüdüler. New York'un nüfusu 1900'lü yılların ilk yarısında 10 milyonu geçti. Bu, dünya tarihinde o güne dek görülmemiş birşeydi. Mezopotamya'nın ilk kentlerinin yöneticilerine 10 milyon insanın tek bir kentte yaşayacağı söylense dudakları uçuklardı herhalde. Oysa bu daha başlangıçtı.

Kent irisi metropoller

Tokyo
Tokyo 26 milyonluk nüfusuyla dünyanın en büyük kenti. Ama Japonlar bu büyüklükteki bir kentin sorunlarıyla baş etmeyi büyük ölçüde başarmış. Göster
Günümüzde dünyanın en büyük kenti 26 milyon kişiye ev sahipliği yapan Tokyo. Birçok kentin de nüfusu 10 milyonu çoktan geçti. Artık bu tür yerleşimlere "kent" bile diyemiyoruz, "metropol" diyoruz. Metropol genellikle nüfusu milyonlarla ifade edilen büyük kentlere denir ama nüfus bu konuda tek kriter de değildir. Metropol, bulunduğu ülkeye ekonomik ve toplumsal açıdan yön verir. Yakındaki yerleşimleri etkisi altına alır. İş sahaları geniştir, büyük bir pazardır, diğer yerlerde kolay kolay bulunmayan hizmetleri sunar, ulaşım ve iletişim olanakları fazladır. En ince hastalıklarımız orada tedavi edilir. Aradığımız eski plaklar orada bulunur. En büyük stadyumlar oradadır. Türkiye'de bu tanıma en çok uyan kentlerimiz İstanbul, Ankara ve İzmir. Birçok kentimiz de hızla büyüyüp metropolleşiyor. Dünyada birçok kent aynı süreçten geçiyor ve bu kolay iş değil. Çünkü kentler büyüdükçe sorunlar da büyüyor.

Yeni metropoller yolda

Dünyanın en kalabalık on kenti arasındaki Bombay, dünyanın ikinci en kalabalık ülkesi Hindistan'da bulunuyor. Göster
Avrupa ve Kuzey Amerika metropollerinin nüfusu artık çok az artıyor. Üstelik onlar metropollerle ilgili sorunlarını büyük ölçüde çözdüler. Dünyanın diğer kıtalarındaki kentler ise hızla büyümeyi sürdürüyor. Yakında "en büyük on kent" sıralaması neredeyse tamamen değişecek. İşsizlik, plansız kentleşme, altyapı eksikliği, kirlilik ve nüfusun dar bir alana sıkışması yeni metropollerin önemli sorunları olmayı sürdürecek. Yakında ilk kez dünya nüfusunun çoğu kentlerde yaşıyor olacak. Özellikle Çin ve Hindistan'da çok sayıda yeni metropol doğacak. Türkiye'de bu süreç bazı ülkelere göre nispeten daha ağır ilerliyor. İstanbul günümüzde Endonezya'nın Cakarta kentiyle hemen hemen aynı nüfusa sahip, her ikisi de yaklaşık 10
milyon kişi barındırıyor. Ama 15 yıl sonra İstanbul'un nüfusu yaklaşık 12 milyona çıkarken Cakarta'nınki 17 milyona fırlayacak.

Kentleşmek, kentlileşmek

Balat
İç göç, İstanbul nüfusunun kısa sürede katlanmasına neden oldu. Göster
Kentler dünyada giderek büyüyen bir role sahip. Onlarla birlikte kültürümüz, davranışlarımız, duygu kalıplarımız da değişiyor. Dünya "kentleşme"nin yanı sıra "kentlileşme" sürecinden de geçiyor. Bunun en çarpıcı sonuçlarından biri, hıza verdiğimiz yeni rol. Kentlerde her şey hızlı yapılmak zorunda. Ama kalabalık,aksilikler, günlük hayatın zorunlulukları bizi kuşatıyor. Kentliler düzen içinde düzensizlik yaşıyor. Bir karınca yuvasını düşünelim. Alt alta üst üste yaşayan, bir şeylerin peşinde koşturan karıncaları andırıyoruz artık. Kentli olmak, başkalarına saygılı olmayı gerektiriyor. Bir yandan da kalabalık içinde sıyrılarak koşabilmeyi, hareket halindeki otobüslerden inebilmeyi, uzun kent içi yolculuklara sabır göstermeyi öğreniyoruz. Kent, istediğimiz her şeyin satıldığı dev bir dükkan gibi. Ama onları almak hiç de kolay değil.
Artık önümüzde yeni, ilginç, karışık, hem çok açık, hem de çok gizemli bir keşif alanı, yani kent uzanıyor. Onu ve sakinlerini tanımanın, sevmenin yollarından biri de asansörde birbirimize selam vermek belki. Neden olmasın?



Görüşünü Bildir

Not Ver

Arkadaşına gönder
©
Bu site, Doğan Burda Rizzoli Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.